SeturSelect

Hayallerinize Özdeş Günlerde Yine Yanınızda

SeturSelect olarak en başta gelen motivasyonumuz olan, seyahatin ruhunuzu doyuran içtenliğine adım atmanızı sağlamak, bu sayıda da temel duygularımızdan. Huzur, neşe ve dinginlik kaynağı olarak gördüğümüz seyahat bizim için bir yer değiştirme hâlinden çok bir katılma hali. Bu katılma hâlini, akıllara kazınacak doğa harikalarının yanında egzotik kültürlere, yerel halkın gündelik yaşantısına dahil olmak olarak algılıyoruz. Hayal ettiğiniz her destinasyonda bu katılma deneyimini mümkün kılmanın heyecanını ilk gün gibi taşıyoruz. Seçkin rehberlerimizin sizlere özel oluşturduğu rotalarda yalnızca yeni bir yerde olmanın değil yepyeni keşiflerle tazelenmenin de heyecanını sizlerle beraber yaşamak bizim için en haz verici taraflardan. İlginize mazhar olabilmenin verdiği doyumla dünyanın dört bir köşesinde sizlere hissetireceklerimizin kıymetini her sayımızda artırıyor olmanın bilinciyle huzurlarınızdayız.

Yeni Bir

Duyarlılık Çağrısı

Küresel ısınma, çağımızın iklim krizinin en kristalize noktası. Dünya üzerindeki turizm destinasyonları da bu etkiden bağımsız düşünülemez. Öncelikle ülkelerin ekonomik koşullarını yeniden şekillendiren küresel ısınma, turizmi de hâliyle etkilemekte. Gezginlerin seçtiği lokasyonlar, gündelik yaşamlarının stresinden, kaotik atmosferinden onları bir nebze de olsa uzaklaştırıyor. İklimin, huzurun adresleri artık tehdit altında. Karlı manzaraları, buzullarıyla ünlü bir kuzey ülkesini düşünelim. Bir yandan da küresel ısınmayı. Buzullarının erimesi, dağlarının üzerindeki karlarının neredeyse ortadan kaybolması bu destinasyonların doğal dengelerini ve cazibesini maalesef ki yitirmesine sebep oluyor. Öte yandan, küresel ısınmanın yol açtığı küresel iklim değişikliği, yılın belirli zamanlarında spesifik bir yerde tatillerini geçirmek isteyen gezginleri çeken atmosferi ortadan kaldırmaya başlıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, okyanuslardaki canlı yaşamının tehdit altında olması, dönemsel sıcaklık artışlarının bazı bölgeleri sürüklediği su krizi dünya üzerindeki tüm canlılığı ve çeşitliliği tehdit ettiği gibi seyahati ve turizmi de olumsuz etkiliyor. Bu bağlamda, turizme dayalı bölge ekonomileri için de yeni çözümler geliştirmek bir mecburiyet hâlinde. Küresel ısınma, tüm insan faaliyetlerini etkileyen global bir fenomen. Turizm üzerindeki etkisi de yadsınamaz boyutlarda. Dünya çapında önemli oteller, tur şirketleri de sera etkisini ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik bilinci artırmaya çalışıyorlar. Akıllı enerji sistemlerini baz alarak geliştirdikleri projeler turizm endüstrisinin geleceği için de yeni bir umut niteliğinde.

Uzay Seyahati

Bir Bilet Uzağınızda!

Ülkeler arası rekabetle akıllarımıza kazınan uzay yarışının günümüzde artık yeni aktörleri var. Ticari uzay turizmini mümkün hâle getiren şirketlere zaman içerisinde yenilerinin ekleneceğinden de kuşku duyulmuyor. Haziran ayında Amerika Uzay Ajansı’ndan onay alan Virgin Galactic, dünya üzerindeki bu amaca yönelik kurulmuş ilk uzay kalkış merkezinin de sahibi.

New Mexico eyaletindeki uzay kalkış merkezi yıllar içerisinde pek çok denemeye sahne oldu. 17 yıllık tecrübelerinin ardından geçtiğimiz Temmuz ayında, şirketin kurucusu Richard Branson’ın da aralarında bulunduğu çekirdek ekibiyle ilk uzay yolculuğunu gerçekleştiren şirket bu bağlamda öncü bir rol üstleniyor. Bu yolculuğa dair görüşlerini şahsi Twitter hesabından, “bu hissi tarif edecek söz yok, uzaydayız, bu bir hayalin gerçeğe dönüşmesi.” şeklinde paylaşan Richard Branson, başarıyla tamamladıkları bu yolculukla tüm dünya çocuklarına bir gün uzaya gitmenin mümkün olduğunu hissettirmiş olmanın da kendisi için harikulade bir duygu olduğunu belirtiyor. En başta gelen misyonlarını da “uzayı herkes için erişilebilir kılmak” olarak nitelemekte. eSeyahatin yapıldığı uzay gemisi kalkıştan sonra 50,000 feet irtifaya çıkıyor, burada roketin ateşlenmesiyle atmosferin dünyaya en yakın katmanını aştıktan sonra ise uzay yüzeyine ulaşana dek pek fazla yakıta ihtiyaç duymamasıyla da enerji verimliliği yüksek bir deneyim sunuyor.

Giderek etrafınızdaki mavi tonların indigoya nihayetinde de siyaha büründüğü yolculuğun bu aşamasında uzay gemisinin roketi kapalı duruma getirilirken sizlere de bu eşsiz “atmosfere” tanık olma fırsatı doğuyor. Artık Dünya’dan 300,000 feet yüksekliktesiniz, sıra kabinin yerçekimsiz ortamında hareket etmenin büyüsüne kapılmakta. Zamanınızı uzay gemisinin 17 penceresinden Dünya’yı doyasıya seyrederek değerlendireceğiniz bu aşamadan sonra geri dönüş yolculuğuna geçiliyor. Aynı rotayı izleyen uzay gemisi süzülerek inişe geçiyor. Seyahatinizi tamamlayıp Dünya’ya tekrar adım attıktan sonra ise aynı insan olmayacağınızın garantisini verebiliriz. Uzay seyahatleri için bilet tarifesini de açıklayan Virgin Galactic, uzay turistleri için üç farklı kategoride bilet seçeneği sunuyor.

Yolcuların tek koltuk, birden fazla koltuk ya da uzay gemisindeki tüm koltukları satın almasına olanak tanıyan şirketin, bilet alımlarında ise bekleme listesinde kayıtlı kişilerin önceliğe sahip oldukları belirtiliyor. Yeni bir bekleme listesinin de dileyenlerin şimdiden kaydolması için ilerleyen günlerde internet siteleri üzerinden erişime açık olacağı açıklamaya eklenmekte. Şirketin finans direktörü Doug Ahrens, uzun vadeli hedeflerinin ise neredeyse her gün uzay seyahati yapma imkanı sunmak olduğunu belirtirken bu seyahatleri sadece şu anki üsleri olan New Mexico’dan değil de dünyanın birçok noktasında kurmayı hedefledikleri üslerden de sağlamak olduğunu dile getiriyor.

Seyahat esnasında bir uzay yolcusu için en unutulmaz deneyim hiç kuşkusuz yerçekimsizlik hissi olacak. Bu hissin tadını çıkarırken, aynı zamanda Virgin Galactic uzay gemisinin geniş pencerelerinden asla başka yerde bulamayacağınız manzaralar arasında Dünya’yı görmek eminiz ki sizlere kelimenin gerçek anlamıyla nefes kesici bir tecrübe yaşatacak.

Su Altındaki

Gizemi Keşfedin

Hem doğal hayatın sürdürülebilirliğini odağına alan hem de misafirlerini büyüleyici atmosferinde sanat eserleriyle buluşturan su altı müzeleri unutulmaz bir deneyim için sizleri bekliyor. Bu müzelerde sergilenenler ise yalnızca sanat eserleri değil, bazılarında antik şehirler de bulunmakta. Dünyanın en önde gelen su altı müzelerini sizin için derledik.

Cancun Su Altı Heykel Müzesi, Meksika Meksika’nın Karayip Denizi’ne açılan kıyılarında, Cancun ile Mujeres Adası arasına konumlanan Cancun Su Altı Heykel Müzesi dünyanın en büyük su altı müzesi olma unvanını taşıyor.

Denizin 4 ila 8 metre arasında değişen derinlerine yerleştirilmiş 400’ü aşkın heykel bulunduran müze, heykeltraş Jason deCaires Taylor’ın öncülüğünde kurulmuş. Derinliği farklı iki galeri, müzeyi hem dalgıçların hem de şnorkel kullananların yanı sıra cam tabanlı teknelerdeki ziyaretçilerin de deneyimleyebilmesi amaçlanarak kurgulanmış. Ayrıca heykellerin doğal malzeme kullanılarak imal edilmiş olması da mercan resifi işlevi görerek su altı yaşamını korumayı amaçlamakta. Yılda bir milyonu aşkın ziyaretçiyi çeken Cancun Su Parkı içerisinde bulunan müze aynı zamanda parktaki ziyaretçi yoğunluğunun azaltılmasına yönelik bir stratejiye de hizmet etmekte. Bu yenilikçi eko turizm modelini de başarıyla uygulayan müzenin sizin de takdirinizi toplayacağını şimdiden belirtebiliriz. Baia Su Altı Parkı, İtalya Napoli Körfezi açıklarındaki bu su altı parkı, vaktiyle barındırdığı sıcak su kaynaklarıyla meşhur bir Roma antik şehrinin kalıntılarından oluşuyor. Bölgedeki aktif volkanların tetiklemesi sonucu deniz seviyesinin yükselmesiyle sular altında kalan Baia, bu minvalde, dünya üzerindeki sayılı arkeolojik ziyaret noktalarından biri olarak gösterilmekte.

İtalya’nın Atlantis’i nitelemesiyle tanınan Baia’yı görmek eminiz ki sizi oldukça tatmin edecek. Museo Atlántico Lanzarote, İspanya İlhamını Cancun’daki müzeden alan Museo Atlantico, Avrupa'daki tek su altı modern sanat müzesi olma özelliğinde. 2016 yılında açılan, Playa Blanca’nın sığ sularının altına kurulu müzedeki heykel enstalasyonları tüplü, serbest ve şnorkelle dalış yapan herkesin görebileceği şekilde yerleştirilmiş.

> On ayrı grup hâlinde toplamda 300 heykele ev sahipliği yapan müzede, Jason deCaires Taylor doğal yaşamın korunmasına yönelik temaları odağına alıyor. Deniz ekosistemine uygun malzemelerden üretilen heykeller aynı zamanda buradaki canlı yaşamının sürdürülebilirliğini de desteklerken ziyaretçilerine gerçek anlamda göz kamaştırıcı bir deneyim sunuyor. Gili Meno Heykelleri, Endonezya Jason deCaires Taylor’un, yaşamı ve devamlılığı simgelediğini belirttiği, el ele tutuşmuş 48 gerçek boyutlu insan heykelinden oluşan bu enstelasyonu Endonazya’nın tropik adalarından Gilli Meno açıklarında yer alıyor. Sanatçı, “Nest” adını verdiği projesini burada yıllar içerisinde tahrip olan mercan resiflerinin yeniden oluşması için tasarlamış. Yapay resif vazifesi gören 5 metre derinlikteki heykeller aynı zamanda süngerler için de yaşam alanı olurken deniz yaşamına katkı sağlamakta. Şnorkelli dalış yapan gezginlerin uğrak noktası olan adanın berrak sularındaki enstalasyonun sizleri de mest edeceğine hiç kuşku yok.

Laponya:

Beyaz Krallık

Son yılların popüler rotalarından Laponya; İsveç, Norveç ve biraz da Rusya'ya uzanan bir rotada yer alıyor. Sami ırkının toprakları, bu beyaz krallığı gelin uzmanından dinleyelim. Rehberimiz Burak Özberk Laponya deneyimini sizler için kaleme aldı.

İlk Gün; Yolculuk ve Merak Ivola Havaalanı’nda uçaktan terminale yürürken düşen ince ince kar taneleri, bu coğrafyaya dair ipuçları gibiydi. Sadece beyazın hüküm sürdüğü bir coğrafyaya böyle bir giriş yapmak yüzlerde hoş bir tebessüm bıraktı. Akşam Saariselka Köyü’ndeki otelimize girdik. Girdik ama hepimiz, saate aldırmadan, bir an önce dışarı çıkıp köyü keşfetmek istiyorduk. Eksi 20 derecede yaptığımız beyaz yürüyüş, uyumadan önce herkese çok iyi geldi.

2. Gün; Beyazın ve Soğuğun Zenginliğini Keşfetmek Topu topu 3-4 saat aydınlık olacak bir kış gününe uyandık. Hedefimiz Norveç ve Avrupa’nın en kuzey topraklarından olan Kirkenes’te Kral Yengeç avı. Norveç’te önce bir kulübede soğuğa dayanıklı özel kıyafetlerimizi giyip kasklarımızı taktıktan sonra, kar motosikletleriyle çekilen kızaklara bindik. Buz tutan kuzey denizinde, fiyordun içinde, yokluğun hiçliğe, sonsuzluğun boşluğa karıştığı bir noktada kızaklardan indik. Doğanın en çılgın hâliyle hüküm sürdüğü ve kendimizi en zayıf hissettiğimiz dakikaları yaşıyorduk. Buzlar kırıldı, altına av için bırakılmış sepetler çekildi ve içlerindeki yengeçler, bize avın oldukça bereketli geçtiğini gösterdi. Dünyanın en büyük yengeçleriyle fotoğraflar çektirdikten sonra soğuk eksi 30’a inerken kulübeye döndük. O an, yanı başımızdaki odun sobası kadar bizi mutlu eden başka şey olamazdı. Kısa sürede hazırladıkları yengeçler, herhalde hayatımız boyunca yediğimiz en taze, en okyanus kokulu ve en görkemli ziyafetti.

3. Gün; Beyaz Krallığın Sahipleri ve Noel Baba İstikametimiz Ranua’da bulunan doğal yaşam parkı. Bu park, kuzey kutup bölgesinde bulunan bütün hayvanları görme şansı veriyor. Doğal ortamlarındaki kutup ayıları, kurtlar, beyaz baykuşlar, kızıl tilkiler, bizonlar beyaz krallığın gerçek sahiplerinin kimler olduğunu gösteriyor. Öğleden sonra krallığın sarayına, yani Noel Baba’nın köyüne gittik. Köyü ziyaret edenler kutup dairesi çizgisinin üstünden geçebiliyor, Noel Baba ile tanışıp fotoğraf çektirebiliyor, Noel Baba pullarıyla kartpostal gönderebiliyor. Bu masalsı ortama odun ateşinde pişirilen somon ve yaban mersini çayı eşlik ediyor. Köyün ardından, tavanı cam kaplı modern iglolarımıza geçtik. Resepsiyondan valizlerimizi taşımak için kızak verdiler. Kızakla otel odasına gitmek kimsenin bir daha yaşayamayacağı bir deneyim olsa gerek. Akşam iglolardan çıkıp Kuzey Işıkları’nı daha iyi gözlemleyeceğimiz bir merkeze gitmek üzere toplandık. Tam otobüse binecekken, içimizden biri hepimizi gökyüzüne bakmaya davet etti. İşte Kuzey Işıkları yüzünü göstermişti. Güneşten kopup gelen parçacıkların yeryüzünün manyetik alanıyla etkileşmesi sonucu oluşan bu ışıkları, yerel Sami halkı yüzyıllarca, tilkinin kuyruğuyla gökyüzüne çizdikleri diye düşünmüştü. Fotoğraf makinelerimizi çıkardık ve bu ışık gösterisini sonsuza kadar hafıza kartlarımıza hapsettik.

4. Gün; Ren Geyikleri, Husky’ler ve Kar Motosikleti Rovaniemi’deyiz. Sabah kar motosikletleriyle Ren Geyiği çiftliğine gittik. Geyiklerin çektiği kızaklarda doğayı seyre koyulduktan sonra yakındaki Husky çiftliğine geçtik. Somon çorbası ve geyik eti kavurmasından oluşan öğle yemeği sonrası, Rovaniemi’de kalacağımız otele döndük. Altı ay karla kaplı bu şehrin sokaklarında yürümek, doğal yaşam müzesini ziyaret etmek, barlarda takılmak, ayı eti bile sunan yerel restoranlarda yemek yemek, günün geri kalan zamanında yapılanlardandı.

5. Gün; Buzdan Şatolarda ve Buzlu Sularda Gündüz dünyanın en büyük kar şatosunu gezdik. Dünya çocukları için 1996 yılında ilk kez Kemi’de yapılan kar şatosu, her yıl aynı şehirde farklı sanatçılar tarafından yeniden inşa ediliyor. Buzdan heykellerle süslü bu şatoda, buzdan otel odaları, restoranlar, hatta kilise bile var. Öğleyin, Sampo isimli buzkıran gemisine bindik. Dileyen yolcular, neopren kıyafetler giyerek denizin ortasında buz kırılarak açılan havuzlarda buzlu suya girdiler. Laponya macerasının herhalde en uç noktası olan buzlu suda yüzme sonrası, dönüş zamanı! 4. Gün; Ren Geyikleri, Husky’ler ve Kar Motosikleti Rovaniemi’deyiz. Sabah kar motosikletleriyle Ren Geyiği çiftliğine gittik. Geyiklerin çektiği kızaklarda doğayı seyre koyulduktan sonra yakındaki Husky çiftliğine geçtik. Somon çorbası ve geyik eti kavurmasından oluşan öğle yemeği sonrası, Rovaniemi’de kalacağımız otele döndük. Altı ay karla kaplı bu şehrin sokaklarında yürümek, doğal yaşam müzesini ziyaret etmek, barlarda takılmak, ayı eti bile sunan yerel restoranlarda yemek yemek, günün geri kalan zamanında yapılanlardandı. Dünyanın öbür ucuna gitmiştik; Kuzey Işıkları’nın dansına şahit olmuş; Eskimolar gibi iglolarda kalmış, köpeklerin çektiği kızaklara binmiş, buzlu suda yüzmüş ve eksi 30’lara düşen hava şartlarını yaşamıştık. Bir daha bu kadar güzel bir seyahat yapar mıydık bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey var; artık kolay kolay üşümeyecek, üşüsek de Laponya günlerimizi hatırlayıp hiç mi

“Denizdeki İtalya” ile

Emsalsiz Bir Basra Turu

Costa Cruise ailesinin en yeni üyesi Costa Firenze, dekorasyonu, kullanışlı ortak alanları ve her köşesindeki İtalyan stili etkisiyle size göz alıcı bir deneyim sunuyor.

Geminin en gözde alanı Piazza della Signoria’da, sirküler tasarlanmış yeme içme alanları yalnızca İtalyan restoranlarıyla değil mermer heykelleriyle de Rönesans etkisini hissetmenizi sağlıyor. Bu eşsiz atmosferde Arap Yarımadası’nda yol alırken göreceğiniz manzaralar ise yolculuğunuzun en baştan çıkarıcı taraflarını oluşturacak.

Basra Körfezi’nin adından sıkça söz ettiren limanlarından ve emirlik başkentlerinden olan Dubai ve Abu Dhabi size modernlikle adeta yoktan var edilen bir kent deneyimi sunacak. Dünyanın en büyük yapılarının, yapay plajların, uzaydan görülebilen binalarının arasında olmanın hazzına varırken panoramik bir tarihî dokuyu da yaşayacaksınız. Çölün ortasında, taş çatlasa yetmiş yıllık bir çekim merkezi olarak nitelenen bu şehirlerin antik izlerini keşfedeceğiniz arkeolojik parkları ise sizleri beklenmedik bir maceraya sürükleyecek.

Uzak Asya’da

Egzotik Bir Deneyim

Her anınızda ruhunuzu maceraya açacağınız Voyager of The Seas’in eşlik edeceği Uzak Asya rotalarında tarifi eşsiz bir yolculuk sizlerin olacak.

Royal Amplified’ın son teknoloji harikası gemisinde, vakit geçireceğiniz atraksiyon havuzları, geniş kolonlu restoranları, barları her anınızda size kendinizi özel hissettirecek. Denizlerden otantik kültürüne, renkli sokaklardan sıcacık insanlara sizlere büyüsünü duyumsatacak olan “Aslan Şehri” manasına gelen Singapur’da, şelalelerin, her an omzunuza konmayı gözleyen kelebeklerin verdiği huzuru havasına dahil olmak yaşatan orman parklarının ve modern bir metropolün

kentin etkileyiciliğine dair izlerden yalnızca bazıları olacaktır. Nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturan Çinlilerin yaşadığı Çin Mahallesi, ülkenin en renkli duraklarından biri olarak sizleri karşılayacak. Dahası, Çin ve Hint kültürlerinin birbiriyle coşku dolu bir dans sunduğu Malezya’nın doğal güzelliklerine açılacağız. El değmemiş kumsallarının, okyanusun uzandığı vahşi doğasının çağdaş kent tasarımıyla buluştuğu aurasını soluyacağınız bu ada ülkesinin ardından Uzak Asya’nın en kendine has ülkelerinden Tayland’a geçeceğiz. Ünlü adaları, nam salmış dalış destinasyonları ve berrak suları ile her anınız ayrı bir serüvene kapı aralayacak. Ülkedeki turizm yoğunluğunun egzotikliğine hiç leke süremediği bir ambiyansta bulunuyor olmanın benzersizliğine tanık olacaksınız. Antik kalıntılar arasında bisikletle gezinirken Budist tapınaklarının ruhani havası tüm ihtişamıyla adeta iliklerinize işleyecek ve bu atmosfer içinde çağdaş gündelik yaşama da tanık olmak keşif duygunuzu cezbeden bir diğer unsur olacak.

Antikacılardan Gastronomiye

Mezopotamya’nın Eşsiz Mozaiği; Mardin

Binlerce yıllık medeniyetlerle iç içeliğinde tarihî evleri, kubbeleri, kemerli sütunları, ilhamını adeta ilk çağlardan almış dar ve ince sokaklarıyla Mardin, ülkemizin ziyareti hak eden yerlerinin en başında geliyor.

Şehrin insanı hemen sarmaladığı büyüleyici atmosferinde görüş alanınızdaki her yapının ayrı bir tarih kırıntısını taşıdığını söylesek abartmış olmayız.

Asırlarca bağrında sakladığı Dara Antik Kenti’nin, Hasankeyf’in ihtişamlı kalıntılarının yahut günümüze ulaşmış bin beşyüz yıllık kiliselerinin, manastırlarının büyüleyiciliğinin yanı sıra şehirdeki gündelik yaşamın akışı içerisinde duyacağınız her ses, kulak misafiri olacağınız her konuşma sizler için şüphesiz tarifi eşsiz ayrı bir maceraya kapı aralayacak. Bu seslerin izini sürebileceğiniz en özgün yerler ise elbette Mardin’in çarşıları olacaktır.

Etkileyici el işleme ürünü ayakkabıların imal edildiği Ayakkabıcılar Çarşısı, şehre özgü birçok lezzetle karşınıza çıkacak Attarlar Çarşısı, meşhur ipeklilerin, dokumaların imal edildiği Bedesten Çarşısı ya da Marangozlar Çarşısı’ndaki takunya ustalarından yayılan sesler tüm Mezopotamya Ovası’nın dokusuyla birleşerek sizlere ulaşacak.

Kentin en kendine has yapılarından biri ise abbaralar. Her köşesinde, üst üste konuşlandırılmış her taşının altında sayısız öyküye, sevgililerin kavuşmalarına, gizli gizli buluşmalarına tanıklık ettiği söylenegelen, birbiriyle kesişmez görünen uzunlamasına sokaklarının altından geçişi sağlayan bu tek girişli yüzlerce metrelik geçitlerin ortasında emsalsiz bir kültürün izleri arasında olduğunuzu hissedeceksiniz.

Can Günay'ın Kaleminden

Kültür Yelpazesi

Mardin farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan tarihî ve kültürel varlıklarıyla asırlardır ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor. Bu şehrin derin ve renkli mirasını rehberimiz Can Günay sizler için kaleme aldı.

Bu kadim şehre yaptığım her gezide misafirlerin gözlerindeki o pırıltıyı gördüğümde Mardin’in görülmeyen büyüsünü en derinden hissederim. Bu tarihî şehrin özündeki o zengin mozaiği keşfetmenin en kolay yolu kendinizi sokaklara bırakmak olacaktır. İşte o anda şehrin zengin kültürüyle tanışırsınız. O daracık sokaklar sizi kimi zaman çekiç sesleri arasında Bakırcılar Çarşısı’na kimi zaman 400 yıldır ayakta duran revakları ve antikacılarıyla Sipahiler Çarşısı’na kimi zaman da halk arasında Bedesten diye bilinen Kayseriye Pasajı’na çıkarır. Bu asırlık sokaklarda kuyumcusu, gümüşçüsü, kasabı, ayakkabıcısı, manifaturacısı her bir zanaati ayrı ayrı 20’ye yakın çarşısıyla gününüzün nasıl geçtiğini anlamazsınız. Fakat Mardin’in zengin geçmişini belki de en iyi bu çarşılarda anlarsınız. Dükkânlara kulak verdiğinizde yüzlerce yıldır bu topraklarda beraber yaşayan Mezopotamya halkının ortak sesini duyarsınız. İşte bu sestir Mardin’i yaşatan ve bu sestir sizi şehrin içine çeken.

Zengin ve Leziz Mardin Mutfağı gastronomi turizmi ile de son yıllarda büyük bir ivme kazanmaktadır. Asırlardır onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış şehir, bu kültür miraslarını yöresel yemekleri ile taçlandırmıştır. Antik çağlardan bu yana geleneklerden beslenerek büyüyen ve gelişen mutfak kültürü özellikle Kuzey Mezopotamya’da karşımıza geniş bir yelpaze sunar. Yörede yemek kültürü genellikle et ve baharat üzerine kurulu olup bulgur pilavı sofranın vazgeçilmezidir. Güzel geçen bir günün ardından eşsiz bir ziyafet için Mezopotamya Ovası’na karşı kurun sofranızı ve şiişe (ince bulgur) ya da yoğurt çorbasıyla başlatın geceyi. Süryani kültürünün bilinen en yaygın lezzetleri acin (çiğ köfte), kitel raha (içli köfte), bello (mercimekli köfte), kibe (işkembe dolması) ile devam ederken ana yemekte alluciye (erik Tarihî Marangozlar Kıraathanesi’nde bir fincan dibek kahvesi eşliğinde güneşi batırdıktan sonra sıra Mardin’in davetkâr mutfağına gelir. Bu köklü kültürün en önemli yansımalarından birisi olan yeme içme kültürüyle Mardin; yahnisi) ya da kaburga dolmasına yer bırakmayı ihmal etmeyin. Pekmez, un, ceviz ve şekerin muazzam karışımı Harire tatlısı sonrasında sizleri geçmişin gölgesinde, medeniyetlerin izinde güzel bir Mardin rüyası bekliyor olacak.

Yükselen

Trendler!

Türk Dünyası’na Profesyonel Gözünden Bir Davet Profesyonel turist rehberi Serhan Güngör, #tarih dergisinde yayımlanan Gezgingöz köşesindeki yazılarına ek 20 kadar yeni hazırlanmış yazıyı içeren “Gezgingöz: Sınır Ötesi Türkiye Mirası Rehberi” kitabıyla Türk-Osmanlı mirasının şimdiki ülke sınırlarımız dışındaki izlerinin peşine düşüyor. Anadolu’daki ilk uygarlıklardan erken Cumhuriyet dönemlerine geniş bir periyodu kapsayan kitapta okurlar Avrupa ve Balkanlar başta olmak üzere Afrika, Amerika ve Asya’da da bu izleri keşfetmenin hazzını yaşayacak.

Sadelik ve İhtişam Bu Bisiklette! Önde gelen motosiklet üreticilerinden Harley-Davidson, ayrı bir alt marka olarak kurguladığı ilk elektrikli bisikletiyle karşımızda. Adını şirketin ilk motosiklet tasarımıyla özdeş Serial 1 Cycle, üzerindeki batarya, orta seviyedeki motor ve aydınlatma ekipmanlarıyla ergonomik bir kullanım sunarken dizaynıyla da ilhamını şirketin köklerinden alıyor. Elektrikli bisiklet sektöründeki BMW, Ford, Mercedez-Benz gibi köklü araba firmaları arasındaki yerini alan Harley-Davidson’un ilk modeli sadece tasarım açısından değil bu tarihsel referanslarıyla da dikkat çekmekte.

Olimpiyatlarda Vakit Yine Ondan Sorulacak! 1932 olimpiyatlarında 30 kronometresiyle her müsabakada yaptığı ölçümlerle resmi zaman tutuculuğu sorumluluğunu üstlenen OMEGA, Tokyo Olimpiyatları’nda da 90 yıllık tecrübesiyle görev başında. Foto-finiş kameralarından son tur çanlarına günümüz teknolojisinin doruklarındaki ürünlerle donatılmış ekipmanları ile hataya yer bırakmayan OMEGA’nın Timing CEO’su Alain Zorbrist, firmanın mottosunun “olimpik hayalleri kayda almak” olduğunu dile getiriyor. Tokyo’dan sonra ise bu görevi Pekin Kış Olimpiyatları’nda üstlenip başarıyla sürdürecekleri de kesin.

Cildiniz İçin En İyisi! Pandemiyle birlikte deneyimlediğimiz evde kalma hâliyle egzersiz yapmak ve hareketsiz kalmamak çok daha hayati bir hâle büründü. Öte yandan, egzersizler yalnızca bedenimiz için değil aynı zamanda cildimiz için de oldukça gerekli. Bu noktada, İsveçli FOREO markasının bir çözümü var. Spa terapilerindeki microcurrent teknolojisiyle cildinizi olası tahrişlere karşı korurken yüz egzersizlerinde de yeni bir çağın haberciliğini yapan BEAR cilt egzersizi cihazı, teninize bakım yaparken kan akışınızı düzenleyip toksinleri uzaklaştırarak tüm vücudunuz için yenilenme sağlayacak.

Somnox Uykularınızın Baştacı Olacak! Kaliteli bir uyku hayatımızdaki refahı artıran en önemli faktörler arasında. Yaşamsal faaliyetlerimizin başında gelen uykunun karşı kutbunda ise stres yer almakta. Stresli olduğumuz anlarda beynimizin çalışma prensibi tamamen değişmekte ve bu da konforlu bir uykudan bizleri alıkoymakta. Günümüzde pek çok kişinin maruz kaldığı stres temelli uyku bozukluklarına uyku robotu Somnox yenilikçi bir çözüm getiriyor. Uyku boyunca nefes sıklığınızı düşürmeye teşvik eden Somnox, dilediğiniz dinginleştirici müzikleri yükleyebileceğiniz teknolojisi ve peluş dış yapısı ile ayrılmaz bir uyku eşlikçisi olmaya aday.

Chanel’de Yılın Teması Zarafet! İlhamını Jean Cocteau’nun “Le Testament d'Orphée” filminden alan Virginie Viard’ın kreatif direktörlüğündeki Chanel Cruise 2021/22 koleksiyonu Les Baux de Provence köyünde açılışını yaptı. Koleksiyondan bahsederken Viard, filmin ihtişamlı sadeliğini odağına aldığını dile getirmekte. Parlak beyaz ve koyu siyah tonlarındaki tasarımlar Cocteau’nun filmde kullandığı ışıkların doğrultusunda hayata geçirilmiş. Chanel’in başat tercihlerinden tüvit ceketler parlak beyazken onlara eşlik eden siyah pelerinler ve takılar modernlikle sadeliği bir araya getirerek ihtişamıyla göz alıyor.

Afrika Savanalarında Unutulmaz Bir Deneyim:

Chyulu Wilderness Camp

Odağına eko turizmi ve sürdürülebilirliği alan Chyulu Wilderness Camp Kenya savanalarında size tam anlamıyla bir Afrika deneyimi sunuyor. Chyulu Tepeleri’ndeki kamp alanı, bölgenin yerel dinamiklerini de ön plana alan duyarlılığıyla ön plana çıkıyor. Kampın idarecileri temel hedeflerini ikili bir yapı üzerine kurduklarını dile getiriyorlar: Kullanılmayan tarım alanlarını yeniden üretime kazandırmak ve uluslararası gönüllülere doğanın ortasında eşsiz bir tecrübe sunmak.

Buradaki aktiviteler arasında doğasını baştan başa kat edeceğiniz yolculuklar, yerel komüniteye yardım edilebilecek dayanışma faaliyetleri de yer almakta. Ayrıca Afrika savanlarındaki bu benzersiz tecrübe, akşamları ateş etrafında düzenlenecek dans ve müzik geceleriyle taçlanacak. Gündüzleri yağmur ormanlarında, vahşi yaşama yakından tanık olacağınız arazi gezilerinde, akşamları ise film etkinlikleriyle bu atmosferdeki dinginliğe ruhunuzu bırakacaksınız. Masai mimarisinde inşa edilmiş konaklama alanları da cabası. Güneşin ilk ışıklarıyla bedeninizin uyanışının tüm seyahatinize eşlik edeceği Chyulu Wilderness Camp tecrübesi sizlere kelimenin tam manasıyla otantik bir serüven sunacak.

Olimpiyatlarda Vakit Yine Ondan Sorulacak! 1932 olimpiyatlarında 30 kronometresiyle her müsabakada yaptığı ölçümlerle resmi zaman tutuculuğu sorumluluğunu üstlenen OMEGA, Tokyo Olimpiyatları’nda da 90 yıllık tecrübesiyle görev başında. Foto-finiş kameralarından son tur çanlarına günümüz teknolojisinin doruklarındaki ürünlerle donatılmış ekipmanları ile hataya yer bırakmayan OMEGA’nın Timing CEO’su Alain Zorbrist, firmanın mottosunun “olimpik hayalleri kayda almak” olduğunu dile getiriyor. Tokyo’dan sonra ise bu görevi Pekin Kış Olimpiyatları’nda üstlenip başarıyla sürdürecekleri de kesin.

Cildiniz İçin En İyisi! Pandemiyle birlikte deneyimlediğimiz evde kalma hâliyle egzersiz yapmak ve hareketsiz kalmamak çok daha hayati bir hâle büründü. Öte yandan, egzersizler yalnızca bedenimiz için değil aynı zamanda cildimiz için de oldukça gerekli. Bu noktada, İsveçli FOREO markasının bir çözümü var. Spa terapilerindeki microcurrent teknolojisiyle cildinizi olası tahrişlere karşı korurken yüz egzersizlerinde de yeni bir çağın haberciliğini yapan BEAR cilt egzersizi cihazı, teninize bakım yaparken kan akışınızı düzenleyip toksinleri uzaklaştırarak tüm vücudunuz için yenilenme sağlayacak.

Somnox Uykularınızın Baştacı Olacak! Kaliteli bir uyku hayatımızdaki refahı artıran en önemli faktörler arasında. Yaşamsal faaliyetlerimizin başında gelen uykunun karşı kutbunda ise stres yer almakta. Stresli olduğumuz anlarda beynimizin çalışma prensibi tamamen değişmekte ve bu da konforlu bir uykudan bizleri alıkoymakta. Günümüzde pek çok kişinin maruz kaldığı stres temelli uyku bozukluklarına uyku robotu Somnox yenilikçi bir çözüm getiriyor. Uyku boyunca nefes sıklığınızı düşürmeye teşvik eden Somnox, dilediğiniz dinginleştirici müzikleri yükleyebileceğiniz teknolojisi ve peluş dış yapısı ile ayrılmaz bir uyku eşlikçisi olmaya aday.

Chanel’de Yılın Teması Zarafet! İlhamını Jean Cocteau’nun “Le Testament d'Orphée” filminden alan Virginie Viard’ın kreatif direktörlüğündeki Chanel Cruise 2021/22 koleksiyonu Les Baux de Provence köyünde açılışını yaptı. Koleksiyondan bahsederken Viard, filmin ihtişamlı sadeliğini odağına aldığını dile getirmekte. Parlak beyaz ve koyu siyah tonlarındaki tasarımlar Cocteau’nun filmde kullandığı ışıkların doğrultusunda hayata geçirilmiş. Chanel’in başat tercihlerinden tüvit ceketler parlak beyazken onlara eşlik eden siyah pelerinler ve takılar modernlikle sadeliği bir araya getirerek ihtişamıyla göz alıyor.






Diğer Sayılar