Hyatt Prive Ayrıcalıkları

SeturSelect'te

Hyatt Privé tüm Park Hyatt ve Andaz otelleri ile bazı Grand Hyatt otellerinde müşterilerine VIP avantajlar sunan bir program. SeturSelect’in Hyatt Privé iş birliği ile artık lüks otel zincirinin 5 yıldızlı otellerinde bu ayrıcalıkları sizlerle buluşturmanın sevincini yaşıyoruz. Yıllardır seyahat deneyimini farklılaştırma ve daha özel zamanları seyahatseverlere sunma yolundaki çabalarımızı bu iş birliği ile daha da pekiştirerek yolumuza devam ediyoruz. Hyatt Privé ile zincirin lüks otellerinde seyahatseverlerin tatillerini özel kılacak öneriler ve ayrıcalıklar olacak. Bunların içinde bir üst oda kategorisine geçiş imkânı, kahvaltı, sabah 9 itibari ile erken check-in ve öğleden sonra 4’e kadar geç check-out avantajı, size özel bir hoş geldin hediyesi ve sunulabilecek en uygun fiyatlar bulunuyor.

SeturSelect olarak bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da özel iş birlikleri ve sunacağımız avantajlarla en güzel seyahat hikâyelerinizde birlikte olacağız.

Aret Vartanyan'ın Gözünden

Amsterdam

Birçok turumuzda SeturSelect’i tercih eden seyahatseverlere eşlik eden Aret Vartanyan ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

SeturSelect ile bu kış Amsterdam turuna çıkacak konuklara eşlik edeceksiniz. Daha önce de SeturSelect’in Göbeklitepe turuna eşlik etmiştiniz. SeturSelect ile birlikteliğiniz nasıl başladı?

SeturSelect ekibi ile bir yemekte tanıştım ve kendimi SeturSelect’te buldum. Şaka bir yana ben okurlarıma, danışanlarıma, takipçilerime vasat olanı sunamayacağım gibi birlikte paylaştığımız zamanı kaliteli yaşamak istiyorum. Bu noktada insanlara ulaşmakta benim için bir başka önemli araç olan gezilerde kendimi ancak SeturSelect’e emanet edebilirdim.

Amsterdam ve Göbeklitepe birbirinden bambaşka coğrafyalar. Bu coğrafyaları gezerken ne gibi farklılıklar ve benzerlikler gözlemliyorsunuz?

Nereye gidersek gidelim aynı gökyüzünün altında farklı yerlere dağılmış insanlarız. İfade etmeye çalıştığım şey şu; bulunduğumuz coğrafyalardaki kültürel kodları sildiğinizde geriye kalan şey ortak paydamız. Göbeklitepe’den Harran Ovası’na geçip bir ağa ile oturup mırra içtiğinizde de, Amsterdam’da Vondel Park’ta öğle arası bir yönetici ile kahve içtiğinizde de ayrılık acısından gelecek endişelerine birçok benzerlik bulursunuz, sadece biçimleri farklı olur. Dolayısıyla destinasyon neresi olursa olsun farklı kültürlerden, insanlardan kendi yaşamınıza yeni bir bakış açısı katarsınız. Tarihî miras, yapılar, doğal güzellikler ve diğer unsurlarda da keşfeder, görmediklerinizi görür, deneyimlemediklerinizi deneyimlersiniz. Öte yandan benim insan hikâyeleriyle bağ kurmamın yanı sıra semavi dinlerden kadim bilgeliğe, ezoterizmden şamanizme kültürel miras için kurduğum köprüler var.

Hayatınız boyunca insanlara ve paylaşıma inandığınızdan bahsediyorsunuz. Konukların seyahatlerine eşlik ettiğiniz SeturSelect turlarında bu paylaşım nasıl bir boyut kazanıyor?

Yapmaya çalıştığım şey görünenden çok görünmeyeni benim yaklaşımlarımla birleştirerek paylaşabilmek. Gezilerde teozof şapkamı öne çıkartarak gezdiğimiz destinasyonların felsefi, ruhani ve yaşama değer katacak değerlerini deneyimletebilmek. Seyahatlerimiz yoğun bir paylaşıma da sahne oluyor. Kısa zamanda çok farklı insan hikâyelerine hem grup içinde hem de gezdiğimiz sokaklarda tanıklık ediyoruz. İçimizdekileri günlük hayatın içinde tüm doğallığımızla paylaşma fırsatı da veriyor ki gerçekten tarifi zor.

Eşlik edeceğiniz Amsterdam turunun Sevgililer Günü dönemine denk geliyor olması ilgi çeken yanlarından. Bu kış Amsterdam’da konukları neler bekliyor?

Güzel olan bekarlar için de bekar olmayanlar için de sevgililer gününü keyifli/anlamlı kılacak fikirler geliştirmiş olmamız. İlk olarak Amsterdam’ı ‘Once in a life’ olarak tanımlayabilecekleri bir gezide deneyimleyecekler. Her gezide olduğu gibi benim ilk beklentim uçağa binerken kimliklerimizi dışarda bırakabilmek. Birlikte yaşama bir mola veriyoruz ve döndüğümüzde anılarımızda, ceplerimizde toplayabildiğimiz kadar çok şey olabilmesi için paylaşabildiğim kadarını paylaşacağım. Kıssadan hisse geleceğe taşınacak bir seyahat onları bekliyor ki içerik olarak geleceğin dünyasını resmedeceğiz. 14 Şubat’a denk gelmesi ise bize sürpriz hazırlamak için güzel fırsatlar sunuyor.

Edebiyat ve felsefe hayatınızın ayrılmaz parçaları. Seyahat kavramı ve pratiği ile bu alanların etkileşimini nasıl değerlendirirsiniz? Sizce eşlik ettiğiniz yolculukların, kişilerin düşünce dünyasına ne gibi katkıları var?

Verdiğim veya vermek istediğim mesajları kaynağında yaşatabilme olanağını buluyorum. Birlikte geçirdiğimiz zamanda sadece deneyimi yaşamıyor, uyku dışında aralıksız birlikte zaman geçirdiğimiz için yaklaşımlarımızı, fikirlerimizi, gülmeyi ve eğlenmeyi unutmadan yoğun bir biçimde paylaşabiliyoruz. Yaptığımız şey gidip bir yeri görmek, tanımak değil, taşıdığı ruhu günlük hayatımıza değer katacak kişisel dönüşüm yaklaşımlarıyla birleştirerek deneyimletmek. Hayatımızdaki her seyahatin ardından bir şeylerin değiştiğini gözlemlemek zor değil. Kitapların satır aralarını okuyabilmek gibi gezdiğimiz sokakların görünmeyenlerini gösterebilmek öngördüğümüzden fazlasını katıyor.

Ateş ve Buzun Dans Ettiği Topraklar

İZLANDA

Buz ve ateşin, soğuk ile sıcağın tezatlığında var olan, yanardağlarının etkinliği ile kendisini hatırlatan Kuzey Atlantik’in çarpıcı ülkesi İzlanda’yı tanıyoruz.

İzlanda, yer kabuğunu oluşturan plakalardan ikisi; Amerika ve Avrasya plakalarının birbiriyle karşılaştığı hattın üzerinde yer alıyor. Bu nedenle de gezegenin en tuhaf olaylarına bu ada ülkesinde rastlanıyor denilebilir. İzlanda gerçekten de ateş ve buzun dans ettiği bir coğrafya. Dünyanın en göz alıcı buzulları da en aktif volkanları da bu topraklarda bulunuyor. Bir de gezegenin en muhteşem doğa olaylarından biri olan Aurora, yani gökyüzünün yeşil renkli süsü Kuzey Işıkları da İzlanda’nın kimliğini oluşturan farklılıkların başında sayılabilir.

Dumanların Koyu

Başkent Reykjavik

Doğanın en çetin şartlarının görüldüğü adanın başkenti de ülkenin geri kalanının bir yansıması. Kuzey Kutbu’na en yakın başkent olan Reykjavik, “Dumanların Koyu” anlamına geliyor. Volkanik aktivitenin oldukça yoğun olarak gözlendiği ülkede başkentlerine neden böyle bir isim koyduklarının cevabını tahmin etmek çok zor olmuyor. Yaklaşık 200 bin kişinin yaşadığı Reykjavik ülkenin en kalabalık yeri. Bu şehirde yaşayan insanların tümü İzlanda’nın hareketli yeraltı faaliyetleri ile ısınıyor. Şehirde oldukça yüksek bir jeotermal potansiyel var ve bu potansiyeli kullanmak için 24 milyon metreküp suyu depolayabilen Perlan adında bir depolama tesisi var. Tesis aynı zamanda güzel bir şehir manzarasına da sahip. Başkentin göze çarpan bir diğer noktası da Hallgrims Kilisesi. 74,5 metre yüksekliğindeki kilise, şehrin hemen hemen her yerinden görülebiliyor.

Reykjavik tarihin önemli olaylarından birine de tanıklık etmiş bir şehir. Bugün resmî organizasyonlara ev sahipliği yapan, mimarisi ile dikkat çeken beyaz renkli ev Hofdi, 1986 yılında tarihî bir anı yaşadı. Amerika ve Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaşı bitirmek üzere iki ülkenin lideri bu evde bir araya gelip antlaşmaya imza attılar.

Yanardağlar, Gayzerler ve Buzullar ile

Saf Doğanın Etkileyiciliği

Her şeyin ötesinde İzlanda’nın en büyük çekiciliğini doğası oluşturuyor. Aktif volkanlar, binlerce yıldır su fışkırtan gayzerler, çağlayan şelaleler ve devasa buzullar... İzlanda belki bunların hepsini bir arada görebileceğiniz dünya üzerindeki tek ülke. Thingvellir Vadisi de benzer bir doğa olayına ev sahipliği yapıyor. Vadi iki kıta plakasının birbiri ile buluştuğu noktada yer alıyor. Yani teknik olarak iki kıtanın sınırı bu vadide yer alıyor. Silfra gibi özel bir yerde bu kıtalararası fay hattına dalış yapma, iki kıtaya aynı anda dokunulabilme fırsatı sunuluyor. Haukadalur jeotermal alanında 10000 yıldır 5 dakika aralıklarla metrelerce yüksekliğe su fışkırtan Strokkur Gayzeri de ülkenin bir diğer doğa harikası. Bir tarafta gayzerlerin fışkırttığı sular gökyüzüne yükselirken, diğer taraftan da onlarca şelaleden sular çağlayarak aşağıya düşer. 32 metre yüksekten dökülen Gullfoss ve 60 metre yüksekten dökülen, İzlanda’nın en büyük şelalesi olan Skogafoss en çok ziyaret edilen şelalelerin başında geliyor. Açık hava kaplıcası Blue Lagoon, volkanik kumlarıyla siyah renkli sahil Black Sand, yakın dönemde küllerini gökyüzüne savuran yanardağ Eyjafjallajökull diğer tarafta da gezegenin en büyük buzullarından biri olan Vatnajökull... İzlanda’da görülebilecekler saymakla tükenmeyecek kadar çok. Ancak siz bütün bunları ve fazlasını, ateş ve buzun dansını “İzlanda Kuzey Işıkları” turumuzda SeturSelect ayrıcalığı ile keşfedebilirsiniz.

Alpler’de Kayak

En Prestijli Adresler

Kayak mevsimi yaklaşıyor! Avrupa’nın zirveleri kışa hazırlanırken, kayak tatilinizde konforu bulacağınız, Alper’in en gözde merkezlerini ve öne çıkan otelleri konu alıyoruz.

CERVO

Zermatt

Alpler’in ikonik görüntüsüyle dünyaca ünlü zirvesi Matterhorn eteklerinde yer alan kasaba 1600 metre yükseklikte yer alıyor ve kayak sezonunda en çok tercih edilen merkezlerden biri konumunda bulunuyor. Toplamda 360 kilometre pist uzunluğu olan merkez yaz mevsimi için Avrupa’nın en yüksek ve en geniş merkezi olma unvanını taşıyor. Kışın da Zermatt’ta bulunan Sunnegga- Rothorn, Gornergrat-Stockhorn ve Schwarzsee-Matterhorn bölgelerindeki pistlerde farklı zorluk derecelerine göre herkese yönelik kayak yapma imkânı bulunuyor. Birçok önemli otelin bulunduğu Zermatt’ta Cervo sağladığı konfor ile dikkat çekiyor. Doğa ve insanın uyumunu felsefesi olarak benimseyen Cervo, kültürel birikimi öne çıkaran, bunu mekânın dekoruna bile yansıtan bir otel. Cervo’yu tercih eden kayakseverler 6 dağ evindeki 36 oda veya süit arasından tercih yapabiliyor. Doğallık ve ince düşünülmüş tasarımsal ögeleri birleştiren otel unutulmaz bir konaklama deneyiminin yanı sıra mükemmel bir Matterhorn manzarası sunuyor.

HOTEL ALMHOF SCHNEIDER

Lech

1450 metre yükseklikte yer alan Lech kasabası, kış mevsimi geldiğinde yükseltisi rakiplerinden az olmasına rağmen onlardan daha fazla kar yağışı almasıyla dikkat çekiyor. Arlberg bölgesini de düşünürsek Lech kasabasının bulunduğu alan Avusturya’nın en geniş bağlantılı kayak merkezi oluyor. 305 kilometre pist uzunluğu ve yaklaşık 200 kilometreye varan pist dışı kayak alanlarıyla misafirlerine hizmet veriyor.

Hotel Almhof Schneider kayak merkezine gelen kayak tutkunlarını sadece özel el yapımı yatakların olduğu, rustik mobilyalarla dekore edilen odalarda karşılıyor. Sadenin şıklığını her köşesinde görebileceğiniz otelde aynı zamanda spa merkezi de bulunuyor. Kayak, huzur ve sadelik arayanlar için Hotel Almhof Schneider Lech’teki en özel seçeneklerden biri.

FOUR SEASONS

Megève

Fransız Alpleri’nde Mont d’Arbois yamaçlarında yer alan ünlü otel zincirinin bir halkası Four Seasons Megève, kış aylarında kayak tutkunlarının konfor arzusunu karşılıyor. Modern tarzda dekore edilen dağ evi aynı zamanda Alp tarzını da yansıtıyor. 4 farklı kategoride dizayn edilen süit odaları en rahat mobilyalar kullanılarak dekore edilmiş ve misafirlerin konforu için her şey düşünülmüş.

ALTAPURA

Val Thorens

3 Vadi Bölgesi’nin bir diğer yakasındaki Val Thorens kasabası 5 yıldızlı otel Altapura’ya ev sahipliği yapıyor. Kayak sahalarına ve liftlere oldukça yakın bir konumda bulunan tesis, bu özelliği ile bölgenin tercih edilen otellerinden birisi. Avrupa’nın en yüksek kayak merkezlerinin başında gelen Val Thorens’te bulunan Altapura Fransa, İsviçre ve İtalyan Alpleri’nden oluşan manzarasıyla baş döndürüyor. Altapura’da 28 metrekareden 50 metrekareye kadar 6 farklı kategoride dizayn edilen odalarda konaklama fırsatı bulabilirsiniz. Doğal kesme taş ve ahşap ağırlıklı şık dekorunda aynı zamanda dinlendirici bir etkiyi de hissedebilirsiniz.

K2 PALACE

Courchevel

Fransız Alpleri’nin en ünlü kayak destinasyonu birbirinden iddialı otellere ev sahipliği yapıyor. 1850 metre yükseklikte yer alan kayak merkezinde, Trois Vallées adıyla ünlenen bölgedeki K2 Palce Hotel de konaklama için lüks bir alternatif sunuyor. Tibet esintileriyle dekore edilen otel manzarası, özel dağ evleri ve pistlere doğrudan ulaşım imkânı ile dikkat çekiyor. Ayrıca otelde iki Michelin yıldızlı restoran Le Kintessence ile bir Michelin yıldızlı tatlı restoranı Le Sarkara bulunuyor ve misafirlerinin yemeklerden de en az kayaktan aldıkları kadar zevk almalarını sağlıyor. 30 odası ve 4 süit odası ile misafirlerini ağırlamak için bekliyor.

Masalsı Noel Pazarları

ALMANYA

Noel giderek yaklaşıyor. Noel heyecanı şimdiden Avrupa’yı etkisi altına almaya başladı. Etrafına yaydığı coşkusu kadar ışıltısı da olan, herkese yeni yıl ruhunu aşılayan, Avrupa’nın rengârenk Noel pazarlarını keşfediyoruz.

KÖLN

Almanya’nın dördüncü büyük şehri olan Köln en renkli Noel pazarlarına ev sahipliği yapıyor. Tarçın ve karanfil kokularının doldurduğu pazar alanları, kocaman Noel ağaçlarının altına yerleşmiş onlarca standı ağırlıyor. Farklı konseptlerde birçok pazarın kurulduğu bu büyük şehirde en dikkat çeken pazarlar; Köln Katedrali’nin hemen yanı başında kurulan Weihnachtsmarkt, hemen yakınında 15

dakikalık mesafede kurulan Melekler Pazarı anlamına gelen Markt der Engel ve adını Noel’in en ünlü ismi Noel Baba’dan alan Nikolausdorf Noel Pazarı’dır. Roma Dönemi’nde, milattan sonra 30’lu yıllarda kurulan şehir zengin pazarlarının yanında derin tarihi, çikolataları ve müzeleri ile keşfedilmesi gereken bir yer.

RÜDESHEIM

Rüdesheim, Ren Nehri vadisinin en önemli kasabalarından biri. Orta Çağ kokusunu hâlâ alabileceğiniz ahşap evlerle süslü dar sokakları aynı zamanda bölgenin en iyi şarap üreticilerine ev sahipliği yapıyor. Eylül ayında Noel heyecanı yeni yeni kasabayı etkisi altına almaya başlarken bir de Şarap Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Göze hoş gelen mimari yapısı ve kültürü sayesinde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde kendine yer bulan Rüdesheim’da ayrıca el yapımı olanlar da dahil olmak üzere birçok müzik aletinin sergilendiği Siegfried Müzik Aletleri Müzesi yer alıyor. Yaklaşık 350 müzik aletinin sergilendiği müze kasabanın en çok ilgi çeken noktası konumunda. Aralık ayı ortasında Noel alışverişi için ışıltılı pazar kurulduğunda biraz vaktinizi ayırıp Rheinstein Kalesi’ni, 30 metre yüksekliğindeki Niederwald Anıtı’nı ve kasabanın en güzel mekânlarının başında gelen, içinde çeşitli restoranları, barları ve hediyelik eşya satan dükkânları bulabileceğiniz Drosselgasse Sokağı’nı keşfedebilirsiniz.

HEIDELBERG

Sıradaki durağımız adına şarkılar yazılan, Almanya’nın en romantik şehri unvanını alan Heidelberg. Ren ve Neckar Nehirleri arasında bulunan şehrin bir diğer özelliği de savaşta hasar görmeyen nadir yerlerin arasında olması. Heidelberg’in romantik havası sokaklarına kadar işlemiş. Eski şehir olarak da adlandırılan Altstadt Bölgesi’nde bu havayı daha derinden hissedebilirsiniz. Şehrin en ünlü caddesi “Haupstrasse” de bu bölge içinde yer alıyor ve Noel zamanında hem bu caddede hem de üzerinde yer alan Markplatz’da rengârenk sergilerin yer aldığı Noel Pazarı kuruluyor. Nüfusun çoğunluğunun öğrenci olduğu kent aynı zamanda Almanya’nın en eski üniversitesine sahip. Mimari çekicilikleriyle şehrin romantik havasına katkı yapan Heidelberg Kalesi, Carl-Theodor Köprüsü ve eski şehrin merkezinde kalan tarihî kilise Heidelberg’de görülmeden dönülmemesi gereken yerler arasında yer alıyor.

COCHEM

Almanya’nın Noel geldiğinde hareketlenen bir diğer şirin kasabası da Mossel Nehri kıyısında yer alan Cochem. Kasaba Almanya’nın en eski yerleşimlerine yakın bir konumda olduğundan tarihi ile dikkat çekiyor. Mossel Nehri üzerinde düzenlenen gemi turlarının vazgeçilmez durağıdır. Orta Çağ mimari yapısını yansıtan klasik Alman evleriyle nehirden kasabayı seyretmek buraya gelen her misafirin olmazsa olmaz listesinde yer alıyor. Cochem’in en ilgi çeken yapısı 1000 yılın üzerinde bir tarihe sahip olan Reichsburg Kalesi’dir. Cochem’in tamamını görmek için şehre kuşbakışı bakarak manzaranın tadını çıkarabilir, kasaba tarihine dair bilgiler alabilir sonrasında da nehir kıyısına inerek Noel heyecanı ile birlikte sokakları adımlayarak Cochem’i tanıyabilirsiniz.

Demir Alıyoruz!

Club Med 2 Yelkenli ve Ponant Cruises

Bu sayımızda da mavi sularda ilerlemek üzere demir alıyor, göz alıcı yelkenli Club Med 2 güvertelerini tanıyor ve Ponant Cruise ile Japonya’ya uzanıyoruz.

Dünyanın En Büyük Yelkenli Gemilerinden Biri

Club Med 2

Fransız tipi yelkenli sınıfında yer alan Club Med 2, misafirlerine 5 yıldızlı bir yat konforu sağlıyor. 1992 yılında inşa edilen gemi 2008 yılında yenilenerek daha modern bir görünüme ve işleve sahip olmuştur. 2000 metrekareye ulaşan 8 güverteli geminin dikkat çeken dekorasyonu Sophie Jacqmin tarafından dizayn edilmiş. 5 direkli yelkenli gemi 186 kabin, 36 metrekarelik 10 adet süit ve 40 metrekarelik Armatör süitinde 372 yolcuyu ağırlayabiliyor ve bu yolcular için gemide 200 personel hizmet veriyor. Güzel manzaralı odalarının dışında Club Med 2’yi diğer gemilerden ayıran bir özelliği de 5 metre derinliğe sahip olması. Bu özellik sayesinde liman harici duraklarda kıyıya daha fazla yaklaşma imkânı bularak misafirlerine farklı bir ara durak deneyimi yaşatıyor. Bu duraklamalar sırasında gemideki yolcular rüzgâr sörfü ve su kayağı dersleri alabilirken aynı zamanda dileyen misafirler kona kiralayarak bireysel keşiflerde de bulunabiliyorlar.

Seyir hâlinde de fitness akademisi, vücut geliştirme salonu, kütüphane, spa merkezi ve yüzme havuzları misafirlerin kullanımına sunuluyor. Gemide misafirlerin damak zevki de düşünülmüş. Le Mediterranee ve Le Magellan isimli iki restoranda dünya mutfaklarından en özel lezzetler misafirler için hazırlanıyor. Panoramik terasta manzara ve yemeğin keyfi birbirine karışıyor. Dileyen misafirlerde gemi güvertelerinde yer alan 4 farklı barda eğlenceli vakit geçirebiliyorlar.

Ponant Cruises ile

Güneşin Doğduğu Yere

1986 yılından bu yana denizlerde olan Fransız Cruise şirketi Ponant, Afrika, Alaska, Amerika, Antarktika, Karayipler, Adriyatik ve Rusya seyirlerinde hemen hemen bütün denizlerde yolculuğuna devam ediyor. Sahip olduğu biri yelkenli olmak üzere 12 yatında misafirlerine kaynağını Fransız kültüründen alan bir felsefe ile yaklaşıyor. “Fransız dokunuşu” olarak adlandırdıkları bu felsefenin temelini misafirlerine maksimum hizmet sağlamak kuralı oluşturuyor.

Ponant Cruises’ın en özel rotalarından biri 92 kabinli Le Laperouse gemileri ile düzenledikleri Japonya seyri. Osaka’da başlayan tur samurayların topraklarını keşfederek Japonya’nın güneyindeki sularda sürüyor. Japonya’nın kalbine yapılan yolculukta sırasıyla Tamano, Hiroshima, Uwajima, Kagoshima, Nagasaki, Busan, Sakaiminato limanlarına uğradıktan sonra yolculuk Maizuru’da son buluyor.

9 günlük bu yolculukta Le Laperouse’un misafirleri Japon kültürü ile tanışırken, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Miyajima Barınağı’nı ve Torii Değirmeni’ni, Hiroşima Barış Anıtı’nı, Samurayların Orta Çağ’dan kalan evlerini, Kara kalesi ile ilgi uyandıran Tamano’yu ve Osaka Kalesi’ni keşfetme imkânı buluyorlar. Siz de Ponant Cruises ile Japonya keşfine katılmak isterseniz 2019 Ekim ve 2020 Mayıs, Haziran ve Ekim aylarındaki turlara katılabilirsiniz.

Lüks Kayak Tatilinde

Yurt İçi Adresleri

Kayak tutkunlarının sabırsızlıkla beklediği kış mevsimi sonunda geliyor. Karın tadını çıkarmak isteyenler için çok da uzakta olmayan iki lüks oteli tanıyoruz.

Mükemmel Kış Tatilinin Adresi

Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort,Kartalkaya

2011 yılında lüks dağ oteli konseptiyle misafirlerini ağırlamaya başlayan Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort, toplam uzunluğu 40 kilometreye ulaşan ve 25 ayrı pistin yer aldığı Kartalkaya Kayak Merkezi’nde yer alıyor. Büyük şehirlere yakınlığını avantaja çeviren Kartalkaya’da 1600’ün üzerinde bir yatak kapasitesi bulunuyor. Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort ise merkezin toplam yatak kapasitesine 6 kategoride düzenlenmiş 139 odasıyla katkı sağlıyor. 33 metrekareden 200 metrekareye ulaşan odaların tümü misafirlerin konforu düşünülerek dekore edilmiş ve otelin genelinde de bu ince zevk hissediliyor. Kayak konusunda da birkaç adım önde olan otel telesiyejlere direkt ulaşım imkânı veren bir mimariye sahip.

Sahip olduğu 11 piste ulaşmak için Türkiye’de bir ilk olan önden korumalı 7 lift kullanılıyor. Kaya Palazzo’da yeni başlayanlar için hizmet veren bir kayak okulu da bulunuyor. Ayrıca Palazzo Spa & Wellness Center’da Uzak Doğu masajlarının yapıldığı 11 salonu ile keyifli bir günün ardından yorgunluklarını atmak isteyen misafirlerini bekliyor.

Palandöken’in En İyilerinden Biri

Sway Hotels, Palandöken

Türkiye’de kayak denilince akla gelen ilk yerlerden biri olan Palandöken, lüks konaklama hizmeti ve kayak sporu için sağladığı hizmetlerle ön plana çıkan Sway Hotels Palandöken’e ev sahipliği yapıyor. Erzurum Boğazı adıyla anılan kayak merkezi 1993 yılında kış turizm merkezi ilan ediliyor ve o zamandan beri gerek kar kalitesi gerek karın yerde kalma süresi gerekse de uzun pistleri ile dünyanın önde gelen merkezleri arasında gösteriliyor. Sway Hotels Palandöken de merkezin genelinde görülen kaliteyi kendi tesislerinde bir tık daha yukarıya çıkarıyor. Uluslararası Kayak Federasyonu’nun onayı ve denetimlerine tabi olan pistler her yıl binlerce kayakseveri ağırlıyor. Sway Hotels Palandöken’in 181 odası da kayak merkezine gelen misafirlere lüks bir konaklama deneyimi vadediyor.

Standart ve Deluxe oda seçenekleri bulunan otelde ayrıca Junior ve Presidental Süit seçenekleri de sunuluyor. Otelde kayak keyfi bir başka yaşanıyor. Otel, kayak yapmak için gelen amatör ve profesyonel kayakçılara “SnowPlus” markası ile kış sporları hizmeti sunuyor. Uluslararası Kayak Federasyonu onaylı pistlere gelen misafirler otelin sunduğu kayakçı takip merkezinin sağladığı verilerle günlerini sayısal olarak değerlendirebiliyor, aynı zamanda kamera hizmetiyle de pistlerde geçirdikleri keyifli anları kayıt altına alabiliyorlar. Ek olarak pistlerdeki ışıklandırma sayesinde güneş battıktan sonra bile eğlence devam ediyor. Pistlerin ve ekipmanların günlük olarak bakıma alındığı Sway Hotels Palandöken güvenli bir kayak deneyimi için tercih edilebilecek en iyi otellerden biri.

Yükselen Trendler!

Basra Körfezi’nde Bir Yıldız

Mandarin Oriental Jumeira, Dubai

4 kıtada, 32 destinasyonda lüks otelleri bulunan otel zincirinin en gözde halkalarından biri Dubai Mandarin Oriental Jumeira’yı tanıyoruz. Otel, çölün ortasında yükselen muazzam şehrin ışıltısını yansıtan ve Basra Körfezi’nin mavi tonlarını taşıyan harika bir manzaraya sahip. Otelde konaklayan misafirler kendileri için özenle ve oldukça fazla lüks element kullanılarak dekore edilmiş 15 farklı tipte oda ve süit arasından seçim yapabiliyor. Bazı odalarda ışıltılı bir şehir manzarası, bazı odalarda da Basra Körfezi’nin engin maviliğini misafirlerine sunuyor. Otelde tüm dünya lezzetlerini bulabileceğiniz 6 adet restoran, bar ve kafe bulunuyor. Portekiz mutfağına odaklanan “Tasca” ve Japon mutfağı yemekleriyle ünlü Netsu misafirlerine farklı lezzetler sunuyor. Mandarin Oriental Jumeira’da Spa & Wellness merkezindeki terapiler, otelde konaklayan misafirlere fiziksel ve ruhsal yenilenme imkânı sağlıyor.

Konforun Felsefesi

Soho House, Mumbai

İlk evini 1995’te Londra’da açan Soho, bugün sayısı 23’e ulaşan Soho House’larda dünya çapında binlerce misafirini ağırlıyor. Soho House Mumbai de “misafirler için rahat bir ev yaratmak” felsefesini sahiplenen en dikkat çekici kulüplerden biri. Bir tarafında şehir, diğer yanında Arap Denizi manzarasıyla mekân, modern ve geleneksel Hint çizgilerini harmanlayan bir dekorasyona sahip. Kulüpte üyeler için Soho House klasiği yemeklerle birlikte Hint mutfağından esinlenerek hazırlanan yemeklerin sunulduğu bir restoran, çeşitli etkinlikler için kullanılan ve Juhu Beach’e bakan çatıda bir havuz, rahatlama ve güzel vakit geçirmek için ideal bir bar ve sakince oturup bir şeyler okumak isteyen üyeler için kütüphane bulunuyor. Ayrıca konaklama için 38 yatak odası bulunan Soho House Mumbai’de 32 koltuklu sinema salonu ve deniz manzaralı bir spor salonu da misafirlerin kullanımına sunuluyor.

Eylül’de Londra’da

Mulberry

Ünlü ayakkabı, aksesuar ve kıyafet markası Mulberry, 100 Regent Street’te yeniden açtığı mağazasıyla sevenleriyle buluşuyor. 13 Eylül’de açılan mağaza, koleksiyonu dışında yenilenen dekoruyla da oldukça dikkat çekiyor. İngiliz tasarımcı Faye Toogood tarafından tasarlanan mekanda, şık ve eğri çizgilerin etrafında mücevher renklerinde peluş koltuklar kullanılıyor. Mağaza aynı zamanda pembe, mavi ve yeşil tonlarında peluş çantalardan oluşan özel bir koleksiyonla “Small Harlow”a ev sahipliği yapıyor.

Efsaneler Bir Arada

Ünlü Markalar AirPods’u Sahiplendi!

Apple kullanıcılarının tercih ettiği kablosuz kulaklık AirPods için ünlü markalar birer birer saklama kılıfı tasarlamaya başladı. Louis Vuitton ile başlayan akıma bir başka ünlü marka Dior da katıldı. Siyah ve gri olarak iki renk üretilen deri kılıflar, aksesuarlarında da şıklığı düşünen Apple kullanıcılarını bekliyor.

Kişiselleştirilebilen Tasarımıyla

Nike Metcon

Sporseverlerle bu yıl buluşan, crossfit şampiyonu Mat Fraser’ın lansmanını yaptığı Nike Metcon 5 spor ayakkabısı yeni bir güncellemeyle adını tekrar duyurdu. Ayakkabılar artık Nike’ın resmi sitesinde kişiselleştirilebiliyor. Ayakkabıya sahip olmak isteyenler siteye girerek renk ve tasarım opsiyonlarını kombinleyebiliyorlar.

Pastel Renklerle Sonbahar’a Giriş

Rains

İskandinav tarzını çanta ve yağmurluklarına yansıtan marka, 2019 Sonbahar koleksiyonu ile sevenlerinin karşısına çıkıyor. Deri, rugan ve pastel renkli kumaşlarla tasarlanan çanta ve yağmurluklar şıklıklarıyla dikkat çekiyor.






Diğer Sayılar