Seyahati kişiselleştiren deneyim;

SeturSelect

Kim olduğumuzu en fazla nasıl davrandığımız belli eder. Damak tadına önem veren bir gurme, her zaman yeni lezzetler karşısında heyecanlanır mesela. Şıklığından asla ödün vermeyen birisi, tarzın ve alışverişin duayeni gibi hisseder kendisini. Kimisi dansın ve ritmlerin peşinde bulur bir anda adımlarını, kimisi de sanatın ve tarihin izini sürmeyi sever... Davranışlarımız bu kadar da birbirinden farklıyken, neden aynı destinasyonlar ve aynı seyahat planlarıyla yetinelim ki? Tam tersine, artık her seyahatimiz bütünüyle bizim kişisel tercihlerimize, isteklerimize ve hayallerimize hizmet etmeli. Setur’un 50 yıllık deneyimini, son trendler ve teknolojiyle birleştirerek yarattığı SeturSelect ile şimdi kişiselleştirilmiş seyahat mümkün! SeturSelect tamamen sizi yansıtan, her anında kendinizi bulacağınız bir tatil dünyası yaratıp programlarını ona göre şekillendiriyor. SeturSelect sunduğu otel seçenekleri, ulaşım alternatifleri, restoran önerileri, vize işlemleri, rehberlik hizmetleri, turlar ve aktiviteler ile en ince ayrıntısına kadar her şeyi seyahat öncesinde sizin tercihlerinize göre büyük bir uzmanlıkla planlıyor. SeturSelect dünyası hakkında daha fazla bilgi almak için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Kerem Görsev ve DJ Barthez ile

New York’ta müziğin peşinde

Nisan ayında New York’ta cazın tarihinin, ritminin ve yaşayan efsanelerinin takibine dünyaca ünlü piyanist - besteci Kerem Görsev ve Joy FM / JoyJazz yayın yönetmeni DJ Barthez ile çıkıyoruz. 19-24 Nisan tarihlerindeki müziğin, sanatın ve benzersiz lezzetlerin keşfinde; Ulusal Caz Müzesi’nden the Cotton Club’a, MOMA’dan Rockefeller Plaza’ya birbirinden değerli uğrak noktalarımız bulunuyor. Özellikle Arturo Sandoval’ın Blue Note’da gerçekleştireceği performansı kaçırmayın deriz.

New York dünya üstünde caz’ın kutsal yeridir. Enerjisi mükemmel performansları izlemek için sabırsızlanıyorum.

KEREM GÖRSEV

SeturSelect, Kerem Görsev ve ben, katılımcıların eşsiz deneyimler yaşayabilecekleri bir tur programı için yola çıktık. New York’un sihirli atmosferini caz eşliğinde yaşayacağız ve en büyük amacımız da, onlara tur sonunda “iyi ki gelmişiz, tekrar ne zaman gidiyoruz” dedirtebilmek.

DJ BARTHEZ
(BARIŞ SELİMOĞLU)

Mutlaka görülmeli:

Laponya’da Kuzey Işıkları

Gökyüzünün sunduğu en harika doğa olayı… Herkesin kesinlikle görmek istediği büyüleyici bir deneyim... Yalnızca tek bir lokasyona değil, neredeyse bütün gezegene ve evrene tanıklık etmek… Kuzey ışıkları olarak bilinen aurora fenomeni, kutup bölgelerinde Dünya’nın manyetik alanıyla Güneş rüzgarlarındaki partiküllerin etkileşiminden ortaya çıkıyor ve yeşil, kırmızı, kahverengi veya mavi renkte olabiliyor. Kuzey yarımkürede yaz ayları haricinde görülebilen bu ışık dansının en yoğun olduğu dönem ise Aralık ve Mart ayları arası. Finlandiya, Norveç ve İsveç sınırları içinde bir bölge olan Laponya, konumu itibariyle bu benzersiz doğa olayının tecrübe edilebileceği ideal bir destinasyon olarak karşınızda. SeturSelect’in bu bölgede düzenlediği eksiksiz organizasyonlar yalnızca kuzey ışıklarına yönelik değil, sauna kültüründen Ren geyiği kızaklarına, Noel Baba’nın evi olduğuna inanılan Rovaniemi’den dünyaca ünlü somon lezzetlerine, Laponya’nın en muhteşem deneyimlerini bir arada sunuyor. Alışılmışın dışında bir kış tatili, tıpkı masallardaki gibi güzel ve etkileyici güzellikleriyle dünyanın her yerinden gelen meraklı gezginlerini ağırlamaya hazır. Siz de bu unutulmaz deneyimin parçası olmaya hazır mısınız?

Bu safari çok farklı!

National Geographic tarafından dünyada mutlaka yapılması gereken aktivitelerin başında olan yengeç safarisi, -32 dereceye rağmen kulağa oldukça egzotik geliyor. Kuzey Buz Denizi’nin buz gibi sularında kendi tahtlarını kurmuş, devasa boyutlarıyla gezginleri şaşkınlığa sürükleyen Kral Yengeçleri, Laponya’nın gönüllü turizm elçileri olarak çıktığınız safari boyunca size eşlik eden dalgıçlar tarafından bir bir çıkartılarak karşınızda sergileniyor. Şansınız varsa kadrajınıza sığmayacak büyüklükte bir Kral Yengeç ile karşılaşmak olası. 3 yıldız ve üzeri dalış sertifikası olanlar bu deneyimi birebir yaşamak isterse özel bir eğitimin ardından kendilerini Kuzey Buz Denizi’nin altında Kral Yengeçleri’nin peşinde bulabilir.

Kuzeyin beyaz cazibesi...

Alabildiğine beyaz ile sarılı bir coğrafya... Aralara serpiştirilmiş çam ağaçları tek kontrast yaratan imgeler... Laponya tipik bir kuzey ülkesinden çok farklı... Çetin coğrafyası içerisinde yapılabilecek o kadar çok etkinlik ve heyecan var ki, Avrupa’nın en merak edilen cazibe merkezi olması tesadüf değil. Çünkü bu küçük bölgeye adımınızı attığınız anda kendinizi beyaz ile her daim içiçe bir macera içerisinde buluyorsunuz.

Baltık denizinde buz gibi macera!

Tuz oranı zayıf olduğundan sıfır derecenin altında hemen donan Baltık Denizi’ne buz denizi desek yanılmayız... Altı su, üstü beyaz bir kara parçasını andıran denizin ıssızlığı özel olarak tasarlanan buzkıran geminin indirdiği her darbe ile çatırdayarak dağılıyor. Parçalara ayrılan buz tabakasının geminin burnundan iki yana dağılarak ayrılması iri tabakalarla daha coşkulu bir hal alıyor. 4 saatlik turun en önemli anı, misafirlerin denizin ortasında buzula ayak basması ile gerçekleşiyor. Baltık Denizi’nin ortasında geminizin açtığı yarıkta su geçirmeyen, içi hava dolu özel elbiseler eşliğinde yüzmek ise uzun yolculuğun bir mükafatı olarak sizi bekliyor...

Venedik:

Bir şehir değil, bir sanat eseri!

Dünyanın en popüler, en göz alıcı ve baş döndüren destinasyonlarından birisi Venedik. Şehrin tarihini canlı tutan mimarisiyle birlikte Venedik her daim sanatla iç içe ve bir o kadar da renkli… Kanallar üzerinde 118 küçük adanın, 400’den fazla köprüyle birbirine bağlandığı Venedik, gondolların, maskelerin ve rengarenk kostümlerin hakim olduğu bir masal diyarını andırıyor. “Yaşayan bir müze” olarak da nitelendirilen şehrin kuruluş tarihi net olarak bilinemese de Venedik’in en eski kilisesi olarak geçen San Giacomo di Rialto’nun temelinin 421 yılında atıldığına inanılıyor. 9. ve 12. yüzyıllar arasında bir şehir devlet niteliği kazanan Venedik, ticaret yollarındaki egemenliğiyle Orta Çağ döneminin en zengin oyuncularından birisi oldu. Özellikle mimarisinde ve şehrin bütününe hakim olan görkemli sanat anlayışında bu durumun izlerini bugün de her adımda hissetmek ve gözlemlemek mümkün. Hareketli San Marco meydanından kanallarda gondol gezilerine, karnavaldan özgün mutfağına, Venedik herkese göre ilginç ve birbirinden zengin detayları keyifle sunmasıyla meşhur.

İhtişamın zarafetle buluşması

Venedik Karnavalı bu sene 11-28 Şubat tarihleri arasında yapılacak. Kökeni 12. yüzyıla dayanan karnavalın şüphesiz en dikkat çekici özelliği maskeleri. Rengarenk, dramatik kostümlerle tamamlanan maskeler arasından en güzeli her sene dünya çapında tasarımcılardan oluşan bir jüri tarafından oylanarak seçiliyor. Karnaval hakkındaki en ilginç bilgilerden birisi de, böyle derin bir geçmişe sahip olmasına rağmen siyasi figürlerin baskısı nedeniyle uzun süre boyunca gerçekleştirilememiş olması. İtalyan hükümetinin gayretleri sonucunda ancak 1979 yılında tekrar canlandırılan Venedik Karnavalı, bu uzun hasretin ardından bütün katılımcıların coşkusuyla karşılanmıştır.

Küçük bir adada,
büyük gusto keşifler!

Venedik, yüzölçümüne inat büyük bir sanat ve lezzet çeşitliliğine ev sahipliği yapar. Kent mimarisi bile başlı başına sanatsal imgelerle dolu etkileyici detaylarla bezelidir. Leonardo da Vinci’nin altın oran tanımını muhteşem bir çizime dönüştürdüğü Vitruvius Adamı, kemerlerindeki kusursuzluğuyla Rialto Köprüsü, Rönesans döneminin ünlü ressamları Titian ve Guardi’nin capcanlı portreleri, çiçek motifleriyle bezeli Altın Ev Ca’d’Ora’nın Büyük Kanal sularına yansıyan güzelliği, ziyaretçilerini görsel estetiğin sınırlarında büyüleyici bir keşfe çıkarır. Venedik, ünü tüm dünyaya yayılan İtalyan lezzetlerini sahip olduğu kültürel dokusuyla büyük bir ziyafete dönüştürmede önemli mekanlara sahiptir. Büyüleyici bir atmosferin tutam tutam lezzete dönüştüğü 1500 yıllık aile restoranı Trattoria da Gigi’nin nefis deniz ürünleri, Hollywood yıldızlarının vazgeçilmez gastro mekanı Ristorante da Ivo kentin tadını çıkarmak adına sizi bekliyor.

Kayak Tatilinde

Lüks Tercihler

Zermatt

İki ülkenin sınırlarında kayak keyfi!

1.620 metre yükseklikte, bir tarafı İtalya’nın Piyemonte, diğer tarafı İsviçre’nin Visp bölgesine bakan görkemli Matterhorn dağının hemen yamacında yer alan kasaba, İsviçre Alp’lerinde konumlanan en güzel kayak merkezidir. Geleneksel İsviçre dağ evleriyle bezeli merkez, kar beyazını bastıran renkli ve ışıltılı görüntüsüyle oldukça şirin bir havaya sahip. Sunnegga, Gornergrat, Klein Matterhorn, Schwazsee isimli 4 bölgeye ayrılan kasaba, hem kayak sporu hem de Matterhorn Ski Paradise ski pass sistemi ile İtalya kasabalarına geçmek için adeta biçilmiş bir kaftandır.

Courchevel

Dünyanın en ünlü kayak destinasyonu.

Kayakçılardan, lüksü doyasıya yaşamayı sevenlere; herkes için sayısız seçenek barındıran bir kar vahası Courchevel. Dünya ünlülerinin öncelikli tercihi olan kasaba, tasarım harikası şık ve gösterişli otelleriyle kendi kış turizmini başarıyla pazarlayabilmiş nadir destinasyonlardan birisidir. 3 büyük vadisiyle toplam 600 kilometre uzunluğunda kayılabilir pistleri ile dünyanın en geniş kayak alanlarını içinde barındırır.

Profesyonelin Gözünden

Setur Yurt Dışı Turlar Müdürü Yeşim Özaltay

Zermatt, gurme restoranlarıyla ön plana çıkıyor. Butik otel Cervo’ya mutlaka apres-ski için gidilmeli. Hareketli ve eğlenceli zamanların en iyi adresi denilebilir. Aynı zamanda akşam yemeği öncesi aperatifler için lounge’ı, akşam yemeği için 14 Gault Millau puanlı Puro Restaurant’ı ve daha casual yemekler için ise Ferdinand Restaurant’ı mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Kayakla dolu geçen bir günde pist üzerinde öğle yemeği için hangi adresler derseniz, ilk isim Chez Vrony’dir; güzel bir öğle yemeği yemeden dönmeyin derim. Özellikle Bloody Mary çorbasını ve kuzu pirzolası ile köy lezzetlerini tatmanızı tavsiye ederim. Findlerhof’da aklımda yer etmiş diğer isim. Zermatt’ın en keyifli özelliklerinden biri uzun pistleri. Hatta 14-17 km kayarak İtalya tarafına geçme şansınız bile var. Şayet İtalyaCervinia tarafına geçerseniz enerji toplamak üzere “Foyer des Guides”i tercih edebilirsiniz. Müthiş İtalyan lezzetlerini güzel İtalyan şarapları ile tadabileceğiniz restoranın, çam ormanları ile kaplı harika bir manzarası var... Courchevel’de iki ismi öneririm; Le Chalet de

Lech

İhtişamı zirvede yaşayın!

Dünyada soğuk kış günlerinin masal tadında yaşandığı sayılı güzellikte destinasyon vardır. Bunlardan en çarpıcı ve bir o kadar gözde olanı Avusturya Alp’lerinin Arlberg bölgesinde şıklığı, lüks ve ihtişamı bir arada yorumlayan Lech kasabasıdır. Avrupa sosyetesinin gözde kayak merkezlerinden biri olan Lech, beş yıldızlı konsept otelleri, kayak tatiline farklı bir hava katan gurme lezzetleriyle adeta baş döndürücü bir kış tatili sunar. Alp’lerin en fazla kar alan bölgesi olan Lech, 280 km’yi aşan toplam pist uzunluğu ile tam bir kayak cennetidir.

Megeve

Kış tatiline butik bir yaklaşım!

1900’lü yıllarda Avrupa’daki sayılı birkaç kayak merkezinin hızla popülerleşmesiyle artan ziyaretçi yoğunluğu, zamanın önde gelen aristokratlarını yeni arayışlara doğru itti. Haute Savoie bölgesinin yakınlarında sık çam ağaçlarıyla çevrili şirin bir köy olan Megeve’nin keşfi kayak destinasyonlarına yeni bir soluk getirdi. Kasaba, benzerleri arasında az katlı şale stili otelleri Michelin Yıldızlı restoranları ve görkemli konaklarıyla ziyaretçilerini rüya gibi bir güzelliğin içinde ağırlıyor.

Pierres ve La Saulire. Tasarımını ünlü moda markası Louis Vuitton’ın yaptığı son zamanların en gözde oteli “Cheval Blanc”ın restoranları “Le 1947” ve “La Table de Partage” en popüler noktalar. Lech’te apres ski için Krone ve Pfefferkorn’s Hotel’i tercih edin derim. Hospiz Alm Restaurant, kayak sırasında öğle yemeği için en ideal adres. Burası Avusturya mutfağının en lezzetli örneklerini bulabileceğiniz bir dağ restaurantı. Yemekten önce şarap mahzenini gezmenizi tavsiye ederim. Güzel bir şarapla, meşhur kaburgasını mutlaka deneyin. Avusturya mutfağının güzel bir diğer lezzeti olan Kaesepaetzle’yi ve tatlı şarapla pişen bonfilesini denemenizi tavsiye ederim. Unutulmaz lezzetler için öncesinde rezervasyon yaptırmayı unutmayın. “Hus Nr.8”de güzel Avusturya lezzetlerini, köy yemeklerini, Avusturya şarapları ile tadabileceğiniz bir lokanta... Megeve’de Le Lodge Park Hotel’in barında güzel bir atmosfer eşliğinde kokteyllerin tadına bakmanızı tavsiye ederim. Les Enfants Terrible atmosferi ile çok hoş, akşam yemekleri için güzel bir adres. Öğle yemeği için ise tercihinizi Finger’s Megeve’den yana kullanabilirsiniz.

Amazon’un büyüleyici derinliklerine yolculuk!

Sahip olduğu ekolojik faunasıyla dünyanın en zengin türlerine ev sahipliği yapan bir doğa harikası. Derinliklerinde hala keşfedilmemiş gizemli birçok güzelliği barındıran, modern yaşamla tesadüf eseri bile hala tanışmamış kabilelere barınak olan, balta girmemiş tropikal ağaçlarla çevrili yağmur ormanlarıyla Amazon, 7 milyon kilometrekare alana adeta hükmeder. Toprağın her santimetresinden yeşilin fışkırdığı coğrafyada, doğanın yapabilecekleri noktasında saygı duymamak elde değildir. Belgeselcilerin, araştırmacıların, hatta dünyadaki yaşamın temelini bu topraklar ile ilişkilendiren sayısız dahinin, fikir pınarıdır Amazon. Rio Negro nehri bile bu baskın doğanın karşısında boyun eğmişcesine sularını asla Amazon Nehri’nin ötesine geçirmeye cesaret edemez.

Şimdi, bu zamana kadarki cruise seyahatlerinden çok farklı bir deneyimle Amazon keşfedilmeye hazır. Nehrin tüm manzarasını odaya davet eden boydan boya cam 16 özel tasarım suit, 360 derece manzaraya hakim teras alanı, şık yemek salonu, jakuzi ve spa bölümleriyle ayrıcalıklı bir Amazon keşfi için 45 metrelik Aria Amazon teknesi kaşiflerini bekliyor. Aria’nın seyahat boyunca demir attığı her durak Amazon topraklarına açılan farklı maceralar için birer ipucu veriyor. Yağmur ormanlarının derinliklerini keşfetmek, pembe amazon yunuslarını izlemek, geceleri cayman cinsi timsahları incelemek, yırtıcı pirana balığı avlamak, yerel kabilelere konuk olmak ve daha unutulmayacak sayısız aktivite ile tüm ziyaretçilerini Amazon’un heyecan dolu debisine sürüklüyor.

Mekong Nehri’ ’nin gizemli doğasında perde aralanıyor!

Hiç bitmeyecekmiş gibi kaynağından çıkarak Asya’nın büyük bir bölümüne can suyu olan Mekong Nehri’nin yolculuğu Tibet’in 5.224 metre rakımında Doğu Himalaya Dağları’ndan başlar. Usul usul salınarak geçtiği bölgelere hayat veren nehir, sırasıyla Yunnan (Çin), Myanmar, Laos, Tayland, Kamboçya ve Vietnam’a uğrayarak son durağı Pasifik Okyanusu’nun engin dalgalarına kendini bırakır. Himalaya’daki karların erimesiyle hareketlenen yoğun su akışı, alçak bölgelerdeki tropikal yağmurlarla en tepe hacme ulaşır. Bu dönemde topladığı suyun kapladığı alan 795.000 km2 ile Türkiye’nin yüzölçümü kadardır. Toplamda 4.350 km uzunluğuyla dünyanın ilk 10 nehri arasında hatrı sayılır bir konumda olan

Mekong, insanlık tarihi açısından da oldukça zengin bir birikime sahiptir. Angkor’lar bir milyon nüfusluk sınırları içerisinde Mekong ırmağının tüm güzelliğinden olabildiğince faydalanan en önemli uygarlıktır. 12. yüzyıldan, 13. yüzyılın sonlarına doğru dünyanın sayılı kentlerinden birini inşa eden bu uygarlık nehir havzasında yaşam kuran dünyanın diğer medeniyetleri gibi bölgenin tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Nehir, 6 farklı Güneydoğu Asya ülkesini kapsadığından tek seferde onlarca sürprizi içinde barındırır. Her ülkenin kendi felsefesinde biçimlendirdiği, sayısız hikayeye konu ettiği hatta kutsallaştırdığı nehir, Vietnam’dan Kamboçya’ya geçtiği

her noktada bereketli sularına adanmış tapınaklara ev sahipliği yapar. Böylesi güçlü bir keşif için PURE Design tasarım ödülünü almış Aqua Mekong isimli bir baş yapıtla yolculuğa çıkmak, macera ile lüksün iç içe geçtiği farklı bir deneyime kapı açar. 62,4 metre uzunluğunda yeniden yorumlanmış bir nehir teknesinde manzaraya hakim bir jakuzinin, her güne farklı lezzetler sunan şık bir restoranın, doğanın renkliliğini yansıtan kokteyllere ev sahipliği yapan lounge barın, nehrin tüm güzelliğini yatağa kadar taşıyan odaların keyfini sürerken sıkı bir maceranın içinde olduğunu düşünmek, Mekong Nehir turunun farkını en başından itibaren gösterir.

Köklü geçmişine sımsıkı bağlı bir kültür:

Japonya

Binlerce yıllık izole bir kültürün, sokaklarda hala yaşadığı bambaşka bir yer Japonya… Japonların saygılı ve mükemmeliyetçi karakteri, doğayla bütünleşmeyi hayatın her alanına yansıtan mizacı, her daim bakışları üzerine toplayan modern duruşu, teknolojiye yön veren zekası ve sımsıkı bağlı olduğu geleneksel yapısı… İşte kelime anlamıyla ‘doğan güneşin ülkesi’ni temsil eden Japonya’yı çekici yapan ve gezdikçe insanı kendine bağlayan özelliklerin başlıcaları. Gezmekle bitmeyen, keşfettikçe dur durak bilmeden yenilerini sunan kültür hazinesi bir ülke… Japonya’nın kökleşmiş adetleri, zamanın getirilerine yenik düşmemek adına yeni nesillere aktarılan büyük bir eğitim hareketine dönüşür. Bunların içinde en önemlisi, Japonya denilince akla ilk gelen Geisha (Geyşa) kültürüdür. 17. yüzyılda ortaya çıkan, güzel sanatlara ilgi duyan müziğe olan yatkınlığını güzel sesiyle taçlandıran kadınların geleneksel Japon eğlencesinin temelini attığı bu renkli kültür tüm zamanların en önemli kültürel miraslarından biri kabul edilir. Güzellikten çok kabiliyetin esas alındığı geyşalıkta eğitim süreçleri son derece zor ve ciddi sorumluluklar gerektirir. Renkli kimonoları, fantastik makyajları ve rütbelerini temsil eden değişik saç bağlama şekilleriyle Geisha kültürü dünyaya renk katmaya devam ediyor.

Koca bir ülkenin heyecanla beklediği an:

Sakura Çiçekleri

Japonların sabır felsefesinden doğan huzurlu yaşam döngüsü, gelenek ve göreneklerin ince ince işlenmesinde oldukça ustadır. Bu kültürel zenginlik içerisinde Japonya ile özdeşleşmiş, dünyaca ünlü bir adet vardır ki hem farklı ülkelerde de kutlanır hem de yüzbinlerce gezginin kısa süren bu ana tanık olması için yollara düşmesine sebep olur Sakura Festivali... Japonların doğa ile kurduğu ruhani bağın en güzel simgesi olan Sakura aslında bir kiraz ağacı. Meyve vermeyen tamamen süs bitkisi olarak sabırla ve özenle yetiştirilen ağaç, açtığı beyaz pembe karışımı muhteşem güzellikteki çiçekleriyle özünde Japon Samuray felsefesinde derin bir anlamı temsil eder. Hayatın geçici ve kısa olduğunu simgeleyen çiçek, eskiden sadece soyluların bahçesinde yetiştirip keyfini sürdüğü bir gelenekken, uçuşan çiçeklerin halka temas etmesiyle güçlü bir kültürel öğeye dönüşüp Japonların hayatlarındaki önemli başlangıçların döngüsünüsimgeler.

Günseli Kato

Japonya hakkında ne diyor?

Ne çıkarsa karşıma diye gelmek lazım Japonya’ya. Bir köşeyi döndüğünüz zaman Budist bir rahibin size hem dua edip, hem sizden para istemesi; sonrasında Kimonolu yaşlı bir teyzenin bastonuyla o sokaktan çıkıvermesi… Japonya’da görecekleriniz tüm beklentilerinizi aşar, mucize gibi olur.

Japonların geleneksel ev hali...

Uzakdoğunun kültürel skalasında, adetleri, ritüelleri ve tarihiyle ilginç ve bir o kadar etkileyici bir düzen yaratmış olan Japonlar, köklü geçmişlerine olan bağlılıklarıyla dünya üzerinde özel bir millet olduklarını güçlü bir şekilde hissettirirler. Bunun en güzel örneği asırlık birikimlerle yoğrulan Ryokan, yani geleneksel misafir ağırlama ritüeli, diğer anlamıyla geleneksel Japon otelciliğidir. Bir veya iki katlı tamamı ahşap, sade tonlarla bezeli küçük odalardan meydana gelen, yemek ve çay seremonilerin ayrı salonlar içerisinde temsil edildiği, geleneksel formlarıyla Ryokanlar, Japon kültürünün temelden keşfedilmesi için muhteşem mekanlardır.

Kısa ömürlü, muhteşem heykeller

Japonlar kendi kültürleriyle özdeşleştirdikleri birçok sanatsal etkinliği festivale dönüştürmekte oldukça ustadırlar. Teknik zekanın, geleneksel bir estetikle yeniden yorumlandığı Japonlara has tasarım anlayışı, Şubat ayında düzenlenen Sappora Kar Festivali’nde vücut bulan buzdan heykeller ile rakip tanımaz bir yaratıcılığa ev sahipliği yapar. Günümüzde iki milyona yakın turistin ziyaret ettiği bir efsaneye dönüşen festival dünyanın en iyi dört kar ve buz festivalinden birisi olmuştur.

En yeni trendler!

Lüks seyahatin yeni tanımı özel jetler ile dünya turu

Günümüz seyahat deneyimleri lüks kavramıyla özdeşleştikçe kişiye özel hizmetler daha ayrıcalıklı bir seviyeye çıkıyor. Bunda gezginlerin taleplerinden çok, lüks seyahat firmalarının trendleri iyi okuyarak yarattığı yeni ürünlerden meydana gelen füzyon hizmetler belirleyici bir rol üstleniyor. Lüks seyehat kavramında çığır açan Abercrombie & Kent ve Four Seasons, esnek uçuş planlamasına açık, beş yıldızlı yemek menüsüne sahip, konfor seviyesi yüksek ayrıcalıklı servis hizmetiyle donatılmış özel tasarım jetler ile çıkılan dünya turu paketleriyle, seyahat anlayışını “tailor made” olarak tanımladığımız oldukça talep gören yeni bir kavrama taşıyarak, seyahatin başlangıçtan itibaren sofistike bir yolculuğa dönüşmesini sağlıyor.

Seyahatseverlerin gözdesi: Rimowa valiz

Unutulmaz seyahat deneyimleri artık daha şık. Rimowa, alüminyum ve polikarbonat alışımlardan ürettiği, tasarımcıların son dokunuşlarıyla bu güçlü malzemelere güzellik kattığı son derece şık valizler gezginlerin vazgeçilmezi olmaya hazır.

St. Regis,
Maldiv

Yemyeşil tropik bahçeleri, inci parlaklığında kumsalı, turkuaz rengi lagünü ile bağımsız bir ada içerisinde konumlanan muhteşem otel, gözalıcı güzelliğiyle dünya üzerindeki cenneti yaşatmaya hazır. Her villaya özel St. Regis Uşak Hizmeti tatil boyunca ev konforunu ayrıcalıklı dokunuşlarla adaya taşıyor.

St. Regis,
Dubai

Arteryel Şeyh Zayed bulvarı üzerinde yer alan otelin iç mekanları, New York’taki orijinal St. Regis’in beaux-arts mimarisinin birebir yansıması. Al Habtoor City’in ilk oteli olan St. Regis, iki otel binası, üç yüksek konut kulesi ve sahile bakan Las Vegas tarzı dev tiyatrosuyla şehrin çarpıcı oteli olmaya aday.

Anantara Kalutara Resorts,
Sri Lanka

Anantara Hotels, Resorts & Spa’nın lüks ve konforu bir arada sunan ikinci oteli Sri Lanka’da açıldı. 141 odalı otel, adanın güneybatı kıyısındaki sık tropikal ağaçların gölgesinde huzur dolu bir yerde konumlanıyor. Misafirlerini ayrıcalıklı bir konfor içerisinde ağırlayan otel gezginlerin gözdesi olmaya aday

Ayhan Sicimoğlu ile

Gubbio’da trüf avındaydık!

SeturSelect’in konusunda uzman kişilerle gerçekleştirdiği popüler turlarından bir diğeri Ayhan Sicimoğlu ile “Gubbio’da Trüf Avı”, 17 katılımcının hatıralarında unutulmaz bir iz bıraktı. İhtişamlı kaleleri, manastırları, yemyeşil vadileri ve iyi korunmuş yüz yıllık kasabaları ile Umbria’da adeta bir ortaçağ büyüsünün içindesiniz. Turumuzda bir İtalyan kontese misafir olduk. Bir sabah kontesin muhteşem arazisinde misafirlerimiz yaptıkları Qigong ile güne taptaze enerjilerle başladılar. Turun ana teması olan trüf mantarı avında doğanın sunduğu bu muhteşem ve gizli lezzeti rehberler önde, köpekler arkada, misafirlerimiz de onların arkasında aradı. Köpeklerin saptadığı noktalardan muhteşem bir toprak kokusu eşliğinde kazılan çukurlardan trüf mantarı çıkarmak müthiş bir duygu… Bu özel turun en özel anlarından biri Michelin Yıldızlı ünlü şef Massimiliano Poggi’nin Select misafirleri için hazırladığı menü ve bölgenin şarapları eşliğindeki yemekti. Değerli rehberimiz Ayhan Sicimoğlu’nun dediği gibi “Umbria kasabasında rüya gibi geçen günlerin” ardından mart ayından düzenlenecek Cote D’Azur turunda buluşmak üzere vedalaşıldı. SeturSelect, hep iddia ettiğimiz gibi “Seyahatin Ötesinde...

İtalya’nın klasik turistik rotası dışında tamamen “taş” tan inşa edilmiş bir kasaba. Bir kaç telefon kablosunu kaldırırsan 16. yüzyıla ait bir film seti olabilir. Hiçbir duvarda tabela, reklam, pleksiglas vesaire yok. Tamamen orijinal ve büyüleyici...

AYHAN SİCİMOĞLU

Ayhan Sicimoğlu ile

Côte D’Azur

Fransızların sanat anlayşını ve eşsiz Akdeniz lezzetlerini Ayhan Sicimoğlu ile rengarenk bir tatilde keşfedin.

06-09 Mart 2017






Diğer Sayılar